Archive for Temmuz, 2011

Yogalı Hayat III

Köpeğimiz Atlas üç aydır bizimle birlikte yaşıyor ve üç yüz kitaptan öğrenemediğimi onu izlerken öğreniyorum.

Tamimiyle acı ve zevk ayrımına göre yaşıyor. Canını yakan acıysa kaçıyor, onu besleyen her şey zevkse bıkana kadar orada kalıyor.

O anda. Başka bir zaman dilimi yok. Geçmiş yok, gelecek yok.

Kapıdan çıkıp üç saat dönmeyince de üç dakika içinde gelmesem de aynı coşkuyla karşılıyor.

Gezdirirken onu, ya kalıp kavga ediyor canla başla,  ya da yok sayıyor diğer köpeği,  görmüyor adeta. Oradan uzaklaşınca o kare orada kalıyor. Taşımıyor.

“Bu acı ve zevk mekanizması bedenin çekirdek zekâsı “ diyor Godfrey  Devereux.   Ve ekliyor. “Hücre zararlı olanı bedenden atıyor, tehlikeden uzaklaşıyor.  Besleyici olan her şeyi alıyor. Bu ayrımı yapmak bir zekâ ve yeteneğini kaybeden hücre ölecektir en kısa zamanda. “

Çocukluk döneminde belli bir süreye kadar bedenin zekâsı kendini gösteriyor.   Nasıl ki okul başlıyor, öz’dende uzaklaşma başlıyor genelde. Bastırma, tutma, kaygılar ilk sinyalleri veriyor,  bebekken yumuşak olan beden katılaşıyor. Göğüs kafesi, omuzlar içe doğru yuvarlanırken, sırt kamburlaşıyor.  Sıkışıyor yani omurga. Nefes de kendi payına düşeni alıyor bundan. Bebekken özgür akan nefes sığlaşıyor, yaşam enerjisi de azalıyor. Birde İnsan anatomisine uymayan sıralarda uzun zaman geçirmek üzerine eklenince…

Aslında doğadaki her canlıda olan bu hücresel zekâ,  insan söz konusu olduğunda;  aile, toplum, eğitim sistemi, din kurumlarının önüne serdiği doğru, yanlış, iyi, köyü, güzel, çirkin ayıp, günah kavramlarının yüklenmesiyle körelmeye başlıyor. İnsan hayatını korumak ve kolaylaştırmak, bir toplum düzeni yaratmak idealiyle kurulan sistemin kurallarıyla ihtiyacımız olmadığında dahi özdeşleşmemiz, insanı değil de sistemi korumaya almamız,   kendi koyduğumuz demir parmaklıkların arasında kalmak, hayatı da cenderede yaşamaya yol açıyor.

İşte yogada biz bedeni gün içinde hiç almadığı formların içine sokarak, çok çalışan kasları, yorgun olan kasları dinlendirip, uyuyan kasları ise uyandırmayı araştırıyoruz. Bunun doğal sonucu korkuların,    bastırılmış duyguların, sorumlulukların, takındığımız maskelerin,  üstlendiğimiz rollerin sebep olduğu kaslardaki düğümler, sıkışıklıklarda böylece kendiliğinden çözülmeye başlıyor.

Mehmet Öz’den kalp koruyucu dans .

Studyo Pure da her gün Zumba yapıyoruz . . .Video yu izlemek için resme tıklayınız . . .

Yogalı Hayat II

Fotoğraflara bakıyorum,  paçaları daralıyor,  bolarıyor pantolonların.  Belleri yükseliyor alçalıyor, kravatlar genişliyor daralıyor, omuzlara vatkalar takılıyor, saçlar kabartılıyor, aslan yelesi kestiriliyor, permaların yerini brezilya fönleri alıyor şimdilerde.  Çocuklar büyüyor.  Zaman geçiyor.

Zaman…

Geçiyor…

Albümü kapatınca unutulup gidiyordu. Belki bir cenazede hatırlıyordum bu bilgiyi ya da mezarlıkta, belki de doğduğu zamanlarını bildiğim bir bebeğin büyüdüğünü görünce.

Zaman geçer. Her şey geçer.

Çok bildik, çokça da hoyratca kullandığım beylik bir sözdü.  Ve başkasına söylenmesi daha kolaydı kendime hatırlatmaktan.

On günlük Vipassana meditasyonu sırasında,   az yiyip,  az uyuyup ve hiç konuşmayıp, tüm iletişim araçlarından, para olgusundan ve seksten uzak kaldığımda oluşan uyuşma karıncalanma,  soğuk, acı hisleriyle kaçmaya çalışmadan ve esinti, ürperti,  gıdıklanma,  gerilme,  sıcak gibi hoş hisleri duymaya olan özlemim de bitince;   Evrensel doğa kanununun,  hücrelerime,  kaslarıma yerleşmesi gerçekleşti.  “Her şeyin ortaya çıkıp sonra da kaybolup gittiği “  bilgisi.

Meditasyon ve yoga duruşları benim için bu yolda mükemmel bir lens.

Ailemden, toplumdan, sistemden empoze edilen şartlanmalarla, Özüme ait olanların ayrıldığı,  beni doğama, özüme yaklaştıran bir platform matımın üzeri.

Etiket Bulutu